Sağlıklı Ortamları Malzeme Ölçeğinde Aramak

Craig Jarvis, sürdürülebilir mimarlık anlayışını insan odaklı bir noktaya taşıyarak, doğa ve insan etkileşimini tartışmaya açıyor. Kullanılan yapı malzemelerine odaklanarak ortamların nasıl daha sağlıklı hale getirebileceğinin yollarını arıyor.

Sürdürülebilirlik deyince doğrudan enerji verimliliğine odaklanılmasının, bunun hayatımızdaki en görünür etki olmasından kaynaklandığı belirten Jarvis, büyük resme bakmamız gerektiğini ve malzemeyi sorgulamadan sadece yapının performansına odaklanmanın eksik olduğunu belirtiyor. Gerçek sürdürülebilirliği sağlamanın malzeme, yöntem ve motivasyon hakkında sorular sorarak olabileceğini söylerken, asıl tetikleyicinin insanın doğa ile kurduğu ilişki, yani biyofili olduğunu savunuyor. Biyofili, insan olmanın bir parçası; parklarda yürümemizin, güneşte oturmamızın, çiçekleri koklamamızın ve pencereleri olan ofislerde çalışmamızın sebebi. Bu noktada sürdürülebilirlik planlar hakkında değil, hayatımız, gördüğümüz ve hissettiğimiz her şey hakkında. Mekanlar üzerine düşünmeye biyofili ile başladığımız zaman sürdürülebilirliğin gerçekte ne olduğunu anlayabiliriz: Fiziksel, duygusal, sosyal, maddi ve manevi anlamda hayatı sürdürebilme becerimiz. Bu yüzden de sürdürülebilirliği ele alırken sorulması gereken soru şu: Bu durumda bize, o mekanı kullanan insanlara ne oluyor?

Doğa ile olan ilişkimizin gittikçe kesildiğini, hatta çocukların bu ilişkiyi hiç kuramadığını söyleyen Jarvis, bu etkileşimi yeniden sağlamak ve kuvvetlendirmek adına kullanılan malzemelerin önemini vurguluyor. Malzemelerin, insanların hissettiklerini ve dolayısıyla yaşam kalitesini nasıl değiştirdiğini örnekler vererek anlatan mimar, ekliyor: Doğa ile daha güçlü bağlantılar kurulması, daha biyofilik bir mekan yani daha sakin, üretken ve mutlu insanlar demek. Ve Jarvis hayal etmemizi istiyor: Eğer biyofiliyi evlerimizi, okullarımızı, ofislerimizi ve hastanelerimizi inşa etmek için kullanırsak insanlara neler olur?