Yapay Doğa Araştırmaları Gerçek Oluyor

Doğayı yalnızca birtakım görsel uyaranlar aracılığıyla kurmak mümkün mü? Yoğun kentsel alanlarda doğanın kendisinden kopuk bir şekilde yaşarken doğayı yapay olarak üretebilir miyiz?

Çok yönlü illüzyonlar, algılanan açık alanlara dair neyi ortaya koyuyor?

Bütün mimari üretimlerde en çok aranan özelliğin doğayla görsel temas olduğu bir sır değil. Bunun sebebi ise basit.

Terrapin Bright Green’in ortaya koyduğu Biyofilik Tasarımın 14 Modeli’ne göre “Doğayla Görsel Temas”ın insan sağlığı için çok faydalı olduğu bilimsel olarak da sağlam gerekçelere dayanıyor. Stresi azaltıyor. Duyguları dengeliyor. Bilişsel fonksiyonları geliştiriyor.

Bunda sevilmeyecek ne var?

Buradaki zorluk, tümüyle demografik. Human Space’in kendi Küresel Biyofilik Tasarım Raporu’na göre metropol popülasyonları hiçbir azalma belirtisi göstermeden son altmış yıldır sürekli büyüyor. Şehirler yatayda ve düşeyde yayılmaya devam ediyor. Nüfus yoğunluğu artmaya devam ederken de mimarları ve kent plancılarını zorlu bir mücadeleyle karşı karşıya bırakıyor.

Peki, çoğalmakta olan çelik, cam ve beton ormanında doğayla görsel bağlantı nereden gelecek? Özellikle de metrekare fiyatları, psikolojik olarak onarıcı olan açık, yeşil alanlar ve gök mavisi üzerinde bu denli baskı kurarken.

Öyle görünüyor ki, mega kentlerin öncüllüğü sorgulanana ve kentsel planlamada, tek merkezden koparak çoklu yerel merkezlere odaklanmak amaçlanana dek, yaşam alanlarımızda makul bir çap içinde müdahale edilmemiş doğal ortamlara ulaşamama sorunuyla karşı karşıya kalacağız.

Bu durumda ne yapmalıyız?

İç mekan tasarımı: Gerçeğe karşı yapay doğa

Şimdiye kadar gerçek ve yapay doğa ortamları üzerine yapılan akademik araştırmalar genel bir kabul ortaya çıkardı: Doğayla gerçekten kurulan görsel erişim, iyileştirici faydalar sağlıyor. Bunun yanı sıra yapay ortamların faydaları çok daha az çarpıcı. Ne var ki doğadan tümüyle kopuk kapalı alanlara oranla daha fazla gelişme gösteriyorlar.

Uzun ömürlü ticari binalarda, amaç doğanın sunduğu özgün deneyimlerin yerine geçmek değilse de, mimaride yapay doğa unsurlarını mekanlara dahil etmek en pratik ve ekonomik alternatif olmayı sürdürüyor.

Küresel olarak ortalama 80 yıllık ömürleriyle, modası geçmiş bina tasarımlarını daha on yıllar boyunca görmeye devam edeceğiz. Peki, birçoğu milyonlarca metrekarelik kapalı alanlar içeren bu binalar, bugünkü ve gelecekteki kullanıcılarına biyofilik ortamlar sunacak önlemler alınarak nasıl dönüştürülür?

Bu konuda bir şey kesin: Yapay doğa temsilleri, görüntüleme ve yüksek çözünürlüklü video besleme sistemlerine olan bağımlılığından uzaklaşıp tıpkı gerçek doğal ortamlar gibi daha derin iyileştirici faydalar sağlayan çok yönlü imgelerle donatılmış güçlü bir tipoloji keşfetmeli. Aynı zamanda da, daha önce gerçekleştirilmiş gerçek ya da yapay doğa araştırmalarının bilişsel algılarımızla ilgili ortaya çıkardığı varsayımlara çok daha yakından bakmalıyız.

Yazar: David Navarrete

Yazının devam için tıklayın.